Adnan Demirtürk'ün Bilinmeyen Manifestosu

Aktif .

Adnan Demirtürk'ün Bilinmeyen Manifestosu

Geçenlerde kütüphanemi karıştırırken rahmetli Demirtürk'ün kendi el yazısı ile 1986 yılında bu Duvar Gazetesi için yazdığı makaleyi buldum... Bu makale ilk kez yayınlanıyor...

Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu'nu kazandığımda elimizden tutan, bizi iyiye-güzele-doğruya yönlendirenlerden biri de Adnan Demirtürk idi...

Daim güleryüzlü, hoş sohbet, heyecanlı ve kıpır kıpırdı...

Tanıştığımızda Mülkiye son sınıftaydı...

Basın-Yayın'lıyız ya hani!

Evde bir 'Duvar Gazetesi' çıkardım...

Bir yazı da Adnan abi'den rica ettim...

Geçenlerde kütüphanemi karıştırırken rahmetli Demirtürk'ün kendi el yazısı ile 1986 yılında bu Duvar Gazetesi için yazdığı makaleyi buldum...

Bu makale ilk kez yayınlanıyor...

Ve okuduğunuzda siz de hakkını teslim edeceksiniz, adeta bir manifesto...

Buyursunlar;

"İKTİSADİ LİBERALİZME ELEŞTİRİ (İSLAM AHLAKININ IŞIĞINDA)

Bir süreden beri Türkiye'de hep, bir 'liberalizm' lafı ediliyor. Yöneticiler, Liberal iktisada geçiş Türkiyesini hep medh-ü sena ediyorlar. Sizler de okullarınızda bunların bilimini yapıyorsunuz. Bir yığın teoriler, varsayımlar, hatta kanunlar okutuluyor sizlere. Hiç bunların üzerinde şöyle bir müslümanca düşündünüz mü? Kim yazmış bunları, nasıl yazmış hiç araştırdınız mı?

Bakınız, Liberal doktrin ve ona bağlı iktisadi Liberalizm neler uyduruyor;

Başta bir iktisat tanımları var, bir kanuna dayandırılmış: "İnsan ihtiyaçları sınırsızdır." İktisat da bu sınırsız ihtiyaçların kıt kaynaklarla en uygun tatminini sağlayan bilim. İnsan ihtiyaçları gerçekten sınırsız mı? Başta İslam'ın sevgili Peygamberi (s.a.v.) ve onun sahabileri (r.a.) olmak üzere, İslam'ın ilkçağlarından bu yana, diğer büyük müslümanlar neden geceleri yatarken yarına dünyalık birşey bırakmazlar? Madem insan ihtiyaçları sınırsız, neden akçenin birini sağ ellerine birini sol ellerine tutuşturup da onları infak için koşarlardı; yoksa onlar insan mı değildi? Kapitalizm tabii ki uyduracaktı ve uydurdu da. Çünkü kapitalizm üretir, üretir, üretir. Ama bunları birilerinin alması gerek, kim alacak? Tabii ki ihtiyaçları sınırsız insanlar. Radyo eskidi televizyon al, o da eskidi renkli al, demode oldu video al, ikinci kanalı almıyor, alanını al, hep zincirleme suni ihtiyaçlar manzumesi oluşturmak, başkası değil amaç!..

Efendim bir de "homo economicus" (=ekonomik insan) var. Tanıştırayım; Bu öyle bir insan ki, kendi menfaatleri için en uygun iktisadi davranışlarda bulunuyor. Tek amacı iktisadi menfaatlerini optimize edebilmek, azami tatminler sağlamak. Aklıma hemen, "Ben siftahı yaptım, bu yandaki kardeşim henüz birşey satamadı, şekeri de ondan alıver" diyen Evrensel İslam ahlakının numune-i imtisâli olan müslüman esnaf geliveriyor. Ve aklıma homo economicus'lar, o sefil adamcıklar* menfaatleri için gerekeni yaparken, siyaha boyalı iskelet misali, aç afrikalı çocuğun anasının göğsünde bir damla süt için çırpınışları da geliveriyor. Halbuki onlar ana sütünden bile mahrum. İslam'ın sevgili Peygamberi (s.a.v.) bindörtyüz yıl önceden çağlara ışık tutuyor: "....kendiniz için istediğinizi kardeşiniz için de istemediğiniz müddetçe kâmil mü'min olamazsınız." İslam 'ekonomik insan'ı kökünden reddediyor. İnsanı yaratan, ondan ekonomik değil, ancak ve ancak 'müslüman' insan olmasını istiyor.

 

Kapitalizm bir de şöyle uyduruyor: iniusible hand (Görünmeyen el). "Homo economicus'ların oluşturduğu toplumda, onların her biri menfaatleri için uğraşırken, 'gizli bir el' toplumun menfaatlerini de optimize edecektir. "

Hiç eleştiriye hacet yok, bugünkü kapitalist toplumların sefil hayatını düşününüz: üç kağıtlar, rüşvetler, karaborsa, dolaplar, vergi kaçakçılıkları. Hepsi bir iktisadi ve sosyal anarşi ortamı, gözü dönmüş menfaat hırsızlarının başrol oynadığı tek perdeli trajedi. Hani görünmeyen el? Bence görünmeyen el dedikleri, onların sahnesinde, perdelerini kafalarına geçirecek olan, müslümanın adaletli ve köktenci elidir. O el ki, bir ılık yumuşaklıkla okşayıveren de odur, Hakk'ın tecellisi için yumruk olup suratlarda balyozlar gibi patlayan da o. "Görünmeyen el" yok, "Sünnetullah" var. Toplum da, kişi de, bu dünyada Allah'ın (c.c.) adetleri ile, Allah'ın kanunlarıyla (c.c.) yaşar ve ayakta durur.

"Laissez faire, Laissez passer", (=Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler) demek. Tabii bu uygulama da "Bırakınız yaksınlar, bırakınız ezsinler" oluyor. Yok öyle şey, herkesin gönlünce, dilediğince yapması yok İslâm'da. "Nefsi Emmâre" gibi yedi başlı Ejder misali amansız bir düşman var. Onun kucağına düştünüz mü insanlıktan beşerliğe tenzil ediliyorsunuz.

Evet! İktisadi liberalizmin uydurmaları, beşerin cılız ürünleri bunlar. Bizimse ufuklardan göz kırpan edâlı sevgilimiz, nazlı özlemimiz İslâm Dinimiz ve İslâm iktisadımız var. Elhamdülillah...

*Mübeşşir Dönmez'i sevgiyle anarım..."

13 yıl önce 15 Mayıs 1999'da Samsun'un Havza ilçesi yakınlarında geçirdiği trafik kazası ile Hakk'a yürüyen Adnan Demirtürk ve arkadaşları Talha Özcan Eyüboğlu ve Ahmed Zahid Turan'ı rahmetle anıyorum.

Geçen yazımda, "Biliyorum ki sizler onu çok sevdiniz..

Ben de çok sevdim...

Yıllar yılı 'içimizden biri' gibi idi o...

Hakkında çok şeyler yazıldı, konuşuldu, programlar yapıldı...

Şimdi O'nun hatırasına benden de çok özel ve küçük bir not...

Ve de bir ilk...

Çarşamba'yı bekleyin..." dediğim buydu..

Bilmem beğendiniz mi? (ADNAN ÖKSÜZ-MİLLİ GAZETE)