Şehitlerimiz Ahmet Zahit Turan ve Talha Özcan Eyüpoğlu

Adnan ağabeyin, gençlerine karşı beslediği sevgi ve muhabbet, dünyada eşi benzeri az görülür bir sevgiye şehadet ediyordu. Bu korkunç sevgiye karşı gençleri de, O'na karşı olağanüstü bir saygı ve hürmet gösteriyorlardı. Bu şekilde kopmaz bağlarla oluşan bu kardeşlik hukuku, uğruna masallar yazılan sevda masallarının büyüsünü kaldırıp atmakta, sevgililer şehadet efsunu etrafında bir araya gelmekteydi.

Ve Rabbim sevgilileri bir arada almıştı.

Bir yanında Ahmet Zahit Turan, diğer yanda Talha Özcan Eyüpoğlu. Biri Mus'ab güzelliğinde, diğeri Ömer tadında öfkesi ile dimdik bir kaya. Her ikisi de sadakat abidesi.

02Ahmet Zahit 1975 Trabzon Vakfıkebir Güney Köyü doğumlu. Vakfıkebir İmam Hatip Lisesinden mezun olan Ahmet Zahit, "fırtınalardan sığındığım limanım" dediği Adnan ağabeyi ile erken yaşta tanıştı.

Onunla beraber bu kutlu yolculuğa çıkamasaydı, Ahmet Zahit'e bu haberi kimse verebilirmiydi acaba... Dağlar kavrulmazmıydı Zahit'in yangınında. Ahmet Zahit'i anlatmakta cümleler boşunadır. O Ahmet Zahit'tir sadece...

Ankara İletişim 3. sınıf öğrencisiydi Zahit. Acısını tariflere sığdıramayan arkadaşları, okul kantinindeki "masası"nı, onunla özdeşleşen meyveli çayı ve "Erbain" ile birlikte bir çiçek bahçesine dönüştürerek haykırıyorlardı acılarını.

031974 Trabzon Vakfıkebir Hamzalı Köyü doğumlu olan Talha Eyüpoğlu ise, KTÜ Orman Mühendisliğini bitirmişti. İngilizce ve özellikle bilgisayara olan hakimiyeti ile de tanınırdı.

Ancak onunun sadakatini ve şehadet aşkını en güzel anlatan şey, Adnan ağabeyinin verdiği  yeni görevi ile ilgili olarak aldığı notudur;

"Saat 9.00 civarında Ankara'ya intikal ettik. Adnan ağabeyim görevimizi verdi. İnşallah Allah utandırmaz. Ölmüş olan babama layık bir evlat olmak her zamanki hayalimdir. Ve rahmetli babam gibi ben de şehit olmayı Allah (cc) dan istiyorum. Görevimiz, Millî Gençlik Vakfı Genel Başkanı kıymetli ağabeyim Adnan Demirtürk Bey'in 'özel kalem müdürlüğü'. Adnan ağabey ile beraber olmak bize yetiyordu. Bu görevde artısı, çok şükür..."
    

Onlar fırtınalardan sığınılan limanla birlikte bütün fırtınalardan korunaklı olana sığınmışlardı.

Bizim hasretlerimizi; "tahtlarından rablerine gülen şehitlere" duyulan özlemi, yine bu heyecanın mısraları ifade ediyor....

"Hasret kafesindeki düşüncelerim

Yürüyün kardeşim diyarına

Ümit yellerim ve sevda güvercinim

Neyler şehidim inci tahtında

'Ah' diyor deyin

Ah ben de olabilsem, şimdi kardeşimin yanında

Sarılsam ona, ve yüzüm sürüversem, komşu olsam inci tahtına...

Söyleyin ona, kardeşin özler seni, konuğu oldun düşlerinin

İkram edermiş sana hasretlerini, billuru oldun gözlerinin..."