Adnan Demirtürk'ün Vefatından Önceki İki Saat

Tarih : 15 Mayıs 1999

Saat : 21:30

Yer : Samsun İlim Yayma Vakfı Konferans Salonu

 

Çok saygı değer Samsunlu Hemşehrilerim,

Samsun'umuzun yüz akı olan, insanlığın yüz akı çok saygı değer genç hanım ve erkek kardeşlerim. Hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. Geceniz hayırlı olsun. Hoş geldiniz, safalar getirdiniz.

Allah hepinizden razı olsun.

Bugün Karadeniz'imizin incisi olan Samsun'umuzda çok sevdiğimiz Samsunlu hemşehrilerimizle, kıymetli hanım kardeşlerimiz ve kıymetli erkek kardeşlerimizle "İlk Adımın 80. Yıl Dönümünde, Milletimizin yüz akı olan bir camia olarak toplandık ve muhterem Samsun Şube Başkanımıza ve çalışma arkadaşlarının ev sahipliğiyle sabahtan bu yana, vatan sathındaki kadrolarımızla, kıymetli bölge sorumlularımız ve çok aziz şube başkanlarımızla dolu dolu bir programı yaşıyoruz.

Aylık "Bölge Sorumluları ve Şube Başkanları" toplantımızın icra edilmesinden sonra öğle vaktinde Hanım Komisyonumuz'un hazırlamış olduğu Hayır Çarşısı'nın ve Kermes Programının açılışından sonra, akşamleyin Samsun'umuzun en kıymetli insanlarıyla, iş adamı, esnaf ve ilim çevrelerinin katılımıyla icra edilmiş akşam yemeğinden sonra, şimdi de asıl bu günün tacı ve bugünün en güzel tezyinatı olarak "İlk Adım 80.Yıl Şöleni'nde" İlim Yayma Vakfı"nın Konferans Salonu'ndayız.

Bizleri bu imkanı nasip ettiği için Samsun'un yiğit insanlarıyla, insanlığın yüz akı olan kıymetli genç erkek ve genç kız kardeşlerimizle bir araya gelmeyi bahşettiği için Cenab-ı Hakka hamd ederek, şükrederek sözlerimi açıyorum. Böyle bir programı tanzim edilmesinde, başta Millî Gençlik Vakfı'nın genç ve çalışkan şube başkanı Mustafa Yeşil Bey kardeşimiz ve onun çok değerli mesai arkadaşlarına ve Bölge Sorumlumuz İbrahim ERDOL Bey "e, salonun tanzim edilmesinde ve programın tertip edilmesinde görev almış olan bütün genç kardeşlerimizin hepsine kalbi teşekkürlerimi sunuyorum, Allah kendilerinden razı olsun! Samsun'umuzun yüzünü ak ettiler. Bütün camiamıza sabah saatlerinden bu yana en büyük alakayı gösterdiler. Misafirperverlikte, lütufta, ikramda ve hizmette kusur göstermediler. Samsun'u en güzel şekilde temsil etmiş oldular.

Yine programımızı takip eden medyamızın Millî ve Mahalli mensuplarına, bu toplantı 2911 sayılı kanun muhacevesinde yapılan bir toplantı olduğu için toplantımızı takip eden hükümet komiserine ve salonda bulunan bütün genç erkek ve genç hanım kardeşlerimize, kıymetli misafirlerimize salonda bulunan Genel Merkez Yürütme Kurulu üyelerimiz, Genel Merkez Başkanlık Divanı üyelerimiz, Genel Merkez Personelimiz, Bölge Sorumlularımız ve Şube Başkanlarımız adına bütün camiamız adına şükranlarımı sunuyorum. Allah hepinizden razı olsun. Tekrar geceniz hayırlı olsun İnşallah!

Bugün sizlerle İnşallah tarihi bir şöleni yaşayacağız. Tarihi bir akşam yaşayacağız. Millî Gençlik Vakfı'nın manası, Millî Gençlik camiasının 6 milyar insanlık için sahip olduğu en güzel duygulan ve Millî Gençlik Vakfı'nın yıkmak için değil, dava için değil, sadece yapmak için ve sevgi için geldiğini, Millî Gençlik Vakfı'nın bütün yaratılmış olanların hepsini yaratandan dolayı sevdiğini ve sadece 70 milyon milletimizin evladına değil, 6 milyarlık insanlık aleminin hepsine iyilik, saadet ve mutluluk getirmek için çalışan bir camia olduğunun bu anlamlı yıl dönümü vesilesiyle, 6 milyarlık insanlık aleminin hepsine, şu kameraların şahitliğinde inşallah haykırmış olacağız ve inanıyorum ki, sizin bu asaletiniz bu güzelliğiniz, bu nezaketiniz, bu muhabbetiniz karşısında sizleri tanımayanlar ve sizleri tanımadığı için de sizleri haksızlık yapmaya çalışanlar, size bir takım taassupla saldıranlar, size bir takım yakıştırmalarda, isnatlarda bulunanlar, bu yanlış yollardan bir an önce nadim olacaklar ve inşallah kendilerini hizaya, kendilerini sığaya çekecekler, bu aziz topluluğun kendisine düşmanlık yapılacak bir topluluk değil, ancak ve ancak selam durulacak bir topluluk olduğunu bu vesileyle bu akşam bir daha idrak etmiş olacaklar.

Muhterem misafirler ve çok saygıdeğer Samsunlu Hemşehrilerim!

Millî Gençlik Vakfımız ile ilgili iki cümle söyleyerek konuşmama başlamak istiyorum. Hepimiz biliyoruz ki, Millî Gençlik Vakfımız 29 Mayıs 1975'te kuruldu. Kurulduğu günden bu yana tam 25 yılda insanlığa en güzel hizmetleri yapmak için çalışan bir gönüllü kuruluştur. Bir sivil toplum kuruluşudur. Millî Gençlik Vakfımız bugün geldiği noktada Türkiye'mizin en büyük sivil toplum kuruluşu, dünyanın en büyük gençlik organizasyonu ve aziz milletimizin vakıf medeniyetinin bir eseri olarak yeryüzündeki en büyük hayır müesseselerinden biridir. Millî Gençlik Vakfı'nı kuranlar tam 25 yıl önce, bir anlayışla yola çıktılar, bir inançla yola çıktılar.

Millî Gençlik Vakfı'nı kuran insanlar en zor zamanda dediler ki, Aleyhissalatü Vessalam Efendimiz buyuruyor: "İnsanların hayalısı insanlığa faydalı olandır." Bu anlayışla yola çıktılar. Bir güzel söz vardır, hepiniz bilirsiniz: "Bir yıl sonrasını düşünüyorsanız tohum dikiniz. On yıl sonrasını düşünüyorsanız, fidan dikiniz. Ama eğer, yüz yıl sonrasını düşünüyorsanız, çağlar kapatıp çağlar açacak Fatihler olsun, o Fatihleri yetiştirecek anneler olsun istiyorsanız, o zaman insan yetiştiriniz" anlayışı bizim bütün çalışmalarımızda değerli rehberimiz olmuştur.

Severek söylüyorum, inanarak söylüyorum ve büyük bir iddiayla söylüyorum ki, 25 yıllık hizmet hayatımız boyunca "Projemiz insan" olmuştur. Muhatap kitlemiz "Gençlik" olmuştur. 25 yıl boyunca biricik sevdamız "Cennet vatanımız Türkiye'miz" olmuştur, elhamdülillah!

Bütün programlarımızı süsleyen afişleri bizim genç kızlarımızın göğsündeki bronşları, bizim genç erkek evlatlarımızın ellerindeki dövizleri gördüğünüz zaman, onlarda her zaman iki temel ifade gözünüze ilişecektir. Bunlardan birincisi "Sevdamız Türkiye" İfadesidir. Ve ikincisi de "Bayrağın al rengine sevdalı bir gençlik"tir. Böyle güzel bir gecede, böyle coşku dolu bir gecede, elbette sözlerimi fazla uzatmak noktasında değilim. Çünkü çok güzel programlar hazırlandı Kıymetli genç kardeşlerimiz marşlar söyleyecekler, programlar yapacaklar ve gecemizin şeref misafirlerinden olan, camiamızın çok sevdiği, kıymetli sanatçı arkadaşımız Orhan Hakalmaz bey sizlere güzel bir konser verecekler, onun için sizlere Millî Gençlik Vakfı'nın manasıyla ilgili bir iki kelime söyleyerek ve gündemdeki konularla ilgili de iki üç cümle etmek istiyorum.

İşte Millî Gençlik Vakfı'mızın bayrağı, işte Millî Gerdik Vakfı'mızın logosu, gördüğünüz gibi bu bayrakta üç tane sembol bulunmaktadır: Bunlardan birincisi "hilal" dir, ikincisi o hilalin içersindeki "G" harfidir, Üçüncüsü "G" harfinin içindeki "dünya" dır. Bunlardan her birisi ayrı bir manayı temsil ediyor.

Önce hilal, tam bağımsızlığımızın sembolüdür. Hilal, İnancımızın, İslam'ın sembolüdür. Hilal aynı zamanda ay yıldızlı bayrağımızın manasına bağlı bir gençlik olduğumuz için bizim logomuzda en büyük süstür. Ay yıldızlı bayrağımızın altında yaşamaktan onur duyuyoruz. Ve yarın bu vatan için, bu bayrak için kim var denildiğinde, elbette sağına soluna, önüne arkasına bakmadan "ben varım" diyecek olan insanların karargahıdır Millî Gençlik Vakfı...

Siz şimdi bu insanları tanımadığı, bilmediği için onlara haksızlık yapmaya çalışanlara bakmayın. Bunlar gök gürlese korkusundan anasının yanına koşup gider. Ne anlayacak vatan için fedakarlıktan...

Bayrak bizimdir. Bak, Türkiye'de 54 tane vilayette anlattım. Şimdi SS.sini Samsun'da, anlatıyorum. Ne kadar güzel bir tecelli ki, 55. sinde Samsun'dayız. Ve diyorum ki, şu bayrağın hilali İslam'ı, inancımızı temsil etmektedir. Şu yıldız ki, her birisi bu topraklar için, bu vatan için canlarını vermiş olan, insanlığın yollarını aydınlatan şehitleri temsil etmektedir. Şu bayrağımızın al rengi var ya, şu kıpkırmızı rengi var ya, şu bayrağımızın al rengi inanan insanlara düşmanlık yapmaya çalışan, inanan insanların kılığı ile, kıyafetiyle boğuşan, koynuna bastığı köpeklerine aldırmadan, koynunda top mermisi taşıyan annemizin evladına düşmanlık yapmaya çalışan kanı bozukların rengi değil, şehitlerin kanının rengidir.

Muhterem Samsunlular ! Anlaşılıyor ki, siz bu akşam heyecanınızdan, coşkunuzdan beni konuşturmayacaksınız. Onun için ben hazırladığım konuşmayı değil de, iki üç cümle daha söyleyip huzurlarınızdan ayrılayım.

Şimdi bakın, bu akşam Samsunda iki büyük mana buluşmaktadır.

Bunlardan birincisi, 19 Mayıs'ta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Paşa, Mondros mütarekesinden sonra başlayan bir süreçle mücadele ermek için Samsun'a geldi. Nasıl başladı bu süreç?

Bak içimizde çok kıymetli tarihçilerimiz var. Büyük bir ihtimalle Tarih öğretmenlerimiz var. Hanım öğretmenlerimiz var, erkek öğretmenlerimiz var. 30 Ekim 1918'de Limni adasının Mondros gemisinde imzalandı bu anlaşma. Bu anlaşmaya dayanarak, geldiler. İtilaf devletleri işgallere başladılar. En son 1919'da Yunanlılar, Amerikan gemileri, Alman ve İngiliz gemilerinin desteğiyle İzmir'in işgaline başladılar ve dolayısıyla 16 Mayıs'ta bir gün sonra o zaman ki padişahımız Sultan Vahdettin Han, daha önceki yaverliği döneminde tanımış olduğu Gazi Mustafa Kemal Paşa ve 48 arkadaşını görevlendirerek Bandırma Vapuru ile 9.Ordu Müfettişi olarak Samsun'a gönderdi. 16 Mayıs'ta İstanbul'dan yola çıktılar. 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak basılmıştır. Şimdi siz burada Gazi Mustafa Kemal Paşanın manasına bağlı olan bir gençlik, işte "Gençliğe Hitabe"ye bağlı olan bir gençlik... Peki şimdi soruyorum : "Şimdi bu camiaya düşmanlık yapan kim biliyor musunuz?" Bu camiaya düşmanlık yapan sabah akşam gazetelerinin manşetlerine kızımızın örtüsüyle, oğlumuzun inancıyla uğraşanlar kim.?. Biz buradayız ve biz Osmanlı'nın torunuyuz, Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın manasına bağlıyız. Ama bizimle uğraşanlar bilesiniz ki, 15 Mayıs 1919'da, Yunanlılar İzmir'e ayak bastığında zamanın gazetelerinde Yunan askerlerine "hoş geldiniz" diyen dönmelerin tohumlandır, onların safında mücadele edenlerdir.

Bunların şu haline bak, Çanakkale Savaşı'nda üç aylık evladını kar yağmuru altında bırakan bir anne; "Allah'ım, Ey Alemlerin Sahibi olan, Madamların Felahı ve sığınağı olan Rabbim! Bu evladım şehid olursa, senin hazinen geniştir, bana yeni evlatlar nasip edersin. Ama şu vatan elden giderse, namus elden giderse, ezan susarsa, susan ezan bir daha geri gelmez" diyerek şehit olmaya koşan, top mermisini koynuna bastıran annemizin evladına düşmanlık yapıyor, haksızlık yapıyorlar. Utanmıyorlar koyunlarına bastıkları mermilerden, koyunlarında besledikleri köpeklerle, koyunlarında top mermisi taşıyan insanların evlatlarına zulmü reva görüyorlar!

Ama sizler, bunlara karşı düşmanlıkla mukabele etmeyeceksiniz. Sizler bu ülkeyi germeyeceksiniz.
"Biz gelmedik kavga için Bizim işimiz sevgi için Hakkın evi gönüllerdir. Gönüller yapmaya geldik." diyeceksiniz. 70 Milyonluk ülke evladının hepsine en büyük iyiliği yapacaksınız. Hepsini kucaklayacaksınız!

Benim çok sevgili genç kız kardeşlerim, bilhassa size şunu da ifade edeyim ki, Meclis'in Çankaya kapısına giderek gösteri yapanlara, Meclis'in Dikmen kapısına giderek gösteri yapanlara sakın kızmayın. O insanlar bilmediği için böyle yapıyor. Sizi tanımadığı için böyle yapıyor. Çünkü sizi onlara öcü gibi gösteriyorlar, sizi karikatüre ediyorlar, bu medya var ya, bu medya akı kara göstermek için uğraşıyor, onun için siz bu oyunları sevgi ile aşacaksınız. Bu oyunları siz muhabbetle aşacaksınız ve bileceksiniz ki, sevginin zulümle, baskıyla, haksızlıkla yaptığı bu mücadelede er ya da geç sevgi galip gelecektir. 70 milyon memleketimizin evladı huzur içerisinde, barış içerisinde inşallah yoluna devam edecektir. İnsanlık alemindeki şerefli yerini alacaktır. Bunlar gitsinler de, bu YÖK'çüler var ya, bunlar iki tane sınav kağıdına bile sahip çıkamayan insanlar... Size nasıl sahip çıksınlar.

Siz Bekri Mustafa'yı duydunuz mu? Bekri Mustafa diye Osmanlı'nın son döneminde yaşamış "Şaribül Leyli ve'n Nehar" bir insan var. Tabi şimdi Osmanlıca'yı yeni öğreneceksiniz. Sözü açıklamak lazım."Şarip" demek "İçen" demek. "Nehar" gündüz demek. "Gece ve gündüz içen" demek bunun manası.

Adamcağızın sabahtan akşama damarında alkol dolaşıyor demek. Tıraş olmaya vakit bulamadığı için saçı sakalı uzamış, sırtında bir cübbe Sultan Ahmet meydanında geziyor.

Bir gün, bir ikindi vakti bir cenaze olmuş. İmam efendiyi bulamamışlar ki, Bekri Mustafa Cübbeli sakallı birisi. "Cenazeyi kıldırır" demişler. Cenaze sahipleri ondan rica etmişler. Demişler ki: "Gelip cenaze namazını kıldırır mısın?" "Hay hay ! Niye olmasın. Bari bir işe yarayalım." demiş. Geçmiş namazı kıldırmış. Namazdan sonra ölüye bir şey verirler: Telkin. Ölüyü kaldırmış sesleniyor. "Bana bak! Şimdi sen ahirete gidiyorsun, sana oraya gittiğin zaman sorarlar. "Dünyada ne var, ne yok, söyle" derler. Hiç fazla konuşmaya lüzum yok. "Bekri Mustafa imam oldu" dersin, onlar anlarlar.

İşte bunların hali bu... Bu ülke Bekri Mustafa'lara kaldı.
Koyunun olmadığı yerde keçiler Abdurahman Çelebi oldu. Ama inşallah siz bunları sevgiyle aşacaksınız. Buna inanıyorum.

Bu soylu direnişimizin, bu güzel akşamınızın, bu güzel gecenizin hayırlı olmasını Cenab-ı Haktan niyaz ediyorum.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Mahzun olmayın, üzülmeyin, Allah bizimledir inşallah!

Adnan DEMİRTÜRK