Üç Şehidin Ardından (Şakir Tarım - Millî Gazete / 22 Mayıs 1999)

Seni unutmayacağız Başkanım...

Vakfıkebir’de matem... Cenaze merasimine on binler katılıyor... Cenazeler Vakfıkebir Meydanı ve Yeni Cami’nin yanına getiriliyor, yörenin adeti olarak tabutun içinde ve cenazelerin yalnız yüz kısmı açık olmak üzere, merasime katılanlara ziyaret ettiriliyor. Cenazelerin yüzlerinde görülmemiş bir tebessüm...

Takvim 15 Mayıs 1999’u gösteriyordu. Millî Gençlik Vakfı kurmayları Samsun’da toplanmıştı. Vakfın mutad olarak sürdürdüğü aylık “Bölge Sorumluları ve Şube Başkanları Toplantısı” idi bu...

Her zamankinden değişik bir hava vardı, salonda... Vakfın Genel Başkanı merhum Adnan Demirtürk Bey manevî âlemle irtibatını daha da yoğunlaştırmıştı. Daha programın açılış konuşmasında şunları ifade ediyordu, sevgili Genel Başkan... Hem de tam bir vakar ve teslimiyet içinde:

“Allah’ın kula en büyük ihsanı, kişiyi kendi yolunda çalıştırmasıdır. Bu yüzden MGV onurlu bir duruşu, onurlu bir insan anlayışını, onurlu bir toplum özlemini temsil etmektedir.

Bizim tek bir gündemimiz var: Biz kuluz. Bu âlemlerin ise bir sahibi var. Biz, bize düşeni yaparız. Alemlerin Rabbi, layık olduğumuz zaman, en zor şartlarda, en zayıf sebepler oluşturarak bize yardım eder. Örümceğin ağ kurup Efendimizi koruduğu gibi, güvercinin yumurtlayıp Efendimizin düşmanlarına içeri girme arzusu vermediği gibi... Her fırsatta pek zayıf sebeplerle Alemlerin Rabbı, sevgili kullarını korumaya devam etmektedir.”

Adnan Bey, gene manevî bir âleme dalıyor ve şu mısralar dökülüyor dudaklarından:

“Gülden terazi kurmuşlar

İçine güller koymuşlar

Gül alırlar, gül satarlar

Alanlar gül, satanlar gül...”

Gül, Peygamber Efendimizin simgesi... Bu sözler, vuslat özlemi ile yanan bir insanın “Peygambere kavuşma iştiyakı”ndan başka nasıl açıklanabilir?

Adam Gibi Adam Olalım

Çalışma stratejisini çiziyordu o büyük dava adamı... Hem de tam bir azim ve kararlılıkla... “Arkadaşlar! İhlâsla çalışalım. İhlâs, dünya yansa içinde kalbur-samanı bulunmamaktır. İhlaslı çalışan, kardeşinin aleyhinde konuşmaz. Geriye dönüş yok... Her zaman terakki var... Yılmaz, yorulmaz, yıkılmaz bir gayretle çalışalım. Az topluluğun sırrını bilelim. “Nice az topluluklar, Allah’ın yardımı ile çok topluluklara galebe gelir.” Açısı tam insan olalım: Sürüye kurt getirmeyen insan... Elinde zehir tenekesiyle dolaşmayan insan... Değil insanın eğrisini, odunun bile eğrisini bu dava içine sokmayan bir anlayışa sahip insan...

Allah, Yavuz Gökmen’in kusurlarını bağışlasın. Merhum Yavuz Gökmen’in ifadesi ile “adam gibi adam” olalım. Asıl felâket, ebedî hayatta cennetten mahrum kalmaktır. Bunun için insanlığı mutlu etmek, gençliğimizi tehlikelerden kurtarmak için çalışmalarımızı artıralım.”

Bu sözleri öyle bir içten söylüyordu ki... Tam bir inanç ve tevekkülle... Toplantıyı gün boyunca büyük bir sabırla takip etmişti... Kapanış konuşmasında şunları anlatıyordu:

“Samsun’a giderken, yoldaki kayalıkları gördünüz. Büyük bir uçurum. Bir süre önce Muammer Topçu kardeşimiz Hakk’a yürümüştü. Bundan sonra kim bilir kadrolarımızdan hangisi Hakk’a yürüyecek?

Seni Unutmayacağız

Akşam aynı salonda “İlk Adım Gençlik Şöleni” yapılmıştı...

İstiklâl Savaşı’mızın başlangıcının 80. yıl anısına... Merhum Genel Başkan gene gençliğin problemlerini dile getirerek salonu coşturmuş ve şehadet özleminden dem vurmuştu.

Bu konuşmadan sonra müzisyen Orhan Hakalmaz sahne alıyor, iki parçasını söylediken sonra, Adnan Bey ayrılmak istediğini iletiyordu. Genel Başkan salondan Orhan Hakalmaz’ın “Seni Unutmayacağız Başkanım!” sözü, seyircilerin ise “Türkiye seninle gurur duyuyor” tezahüratı arasında ayrılıyordu. Saat 21.30...

Doğruca Ankara istikametine hareket... Özel araç Havza yakınlarına gelmişti ki, karşı yönden gelen bir otobüs ile bilinen trafik kazası ile karşı karşıya kalmıştı. Hem de Genel Başkan’ı, gündüz sözkonusu ettiği mekanlara yakın yerde...

Bu elim kaza, büyük bir gönül eri ve ideal bir dava adamının şehadetiyle sonuçlanıyordu. 34 yaşındaki genç bir insan Hakk’a yürüyordu. Yani Muhterem Adnan Demirtürk Bey.. Onunla birlikte Özel Kalem Müdürü ve 23 yaşındaki Ahmet Zahit Turan ve Hanım Üyeler Komisyonu Başkanı ve 24 yaşındaki Talha Özcan Eyüboğlu... Üçü de Vakfıkebir’li... Üçü de baba tarafından yetim... Arabayı kullanan Musa Sertkaya ise yaralı olarak hastanede...

Vakfıkebir ‘de matem... Cenaze merasimine on binler katılıyor... Cenazeler Vakfıkebir Meydanı ve Yeni Cami’nin yanına getiriliyor, yörenin adeti olarak tabutun içinde ve cenazelerin yalnız yüz kısmı açık olmak üzere, merasime katılanlara ziyaret ettiriliyor.

Cenazelerin yüzlerinde görülmemiş bir tebessüm... Hayatlarındaki gibi... Geride kalanlara “dünyanın kavga ve paylaşılamayanları sizin olsun” dercesine...

“Adnan Bizi Geçti”

Cenazede seçkin bir topluluk.. Fatih Erbakan babası adına katılmış... Eski Bakanlardan Şevket Kazan... Milletvekillerinden Şeref Malkoç, Abdülkadir Aksu, Musa Uzunkaya, Lütfi Yalman... Birçok belediye başkanı... MGV’nin bölge sorumluları, Şube Başkanları, Genel Merkez elemanları ve gençlik kadroları ve kalabalık onbinler... Cenaze namazını Diyanet İşleri Eski Başkanı ve Gümüşhane Milletvekili Lütfi Doğan Hoca kıldırıyor.

Üç seçkin cenazeyi de çok iyi tanıyan Nurettin Şar, onların özgeçmişlerini anlatıyor. Genel Başkanlarında şahit olduğu şu beş özelliği vurguluyor: Sadakat, kararlılık, onurlu olma, edeb ve güleryüz...
Genel Başkan Yardımcılarından Yılmaz Bölükbaşı; Adnan Demirtürk’le geçen 20 ayın vakfın başarı noktasında yükselişine geçtiğini” belirtiyor.

En içli konuşmayı ise Şevket Kazan Bey yapıyor, gözyaşları içinde... “Biz zamanımızı beklerken Adnan bizi geçti” diyor ve “Adnan Bey’in aldığı her görevin hakkını verdiğini, 24 sene sonra vakfa bir Genel Merkez kazandırdığını” anlatıyor.

Tabut taşınıyor... Tam bir vakar içinde... Tekbirler okunarak... Sanki Kâbe’deki gibi... Bu olay bile geride bıraktığı kadroların nasıl eğitildiğini göstermeye değer...

Mezarlıkta da muhteşem bir manzara... Yüksek bir yerde ormanlık bir mekan... Yağmur, ferahlık verecek şekilde yağıyor. Belki de manevi bir ortam sebebiyle...

Örnek Bir Hayat

Evet, Adnan Demirtürk temiz bir hayat yaşadı. Ömrünü davasının aşk ve heyecanıyla geçirdi. Hayatını imrenilecek bir son ile noktaladı.

O, herkesin yüzünün gülmesini istiyordu. Her insanı “Allah’ın bir kulu” olarak seviyordu. Dava sahiplerine sevgi ise daha başkaydı.

MGV’nin aleyhinde olanların bile iyiliğini istiyordu. En büyük kaygısı, MGV’yi onlara anlatamamaktı. Çünkü, onlar bilseler böyle davranmayacaklardı. Her düşmanlık, bilgi eksikliği ve cehaletin bir sonucuydu.
Evet, genç yaşta bu kadar büyük hizmet ve şehadetle noktalanan bir hayat... Ne büyük şeref!.. O’nu tanıyan herkesin şahitlik ettiği üç şey: “İyi insandı. İdeal bir dava adamı ve gönül eri idi. Güzel yaşadı ve güzel öldü.”

Biz O’ndan son derece memnunuz. O’ndan o kadar çok şey öğrendik ki... Allah’ın da O’ndan memnun olmasını diliyor, “Şehitler kervanı”na dahil etmesini niyaz ediyorum.

Yetiştirdiğin kadrolar seni hiçbir zaman unutmayacak Muhterem Genel Başkanım!

Kalblerde tutuşturduğun meşale dünya var oldukça sönmeyecek!..

Bu vesile ile Muhterem Adnan Demirtürk ve Ahmet Zahit Turan ile Talha Özcan Eyüpoğlu’na Allah’tan rahmet diliyor, kederli aileleri ve camiamıza sabırlar niyaz ediyorum.

Hepiniz nûr içinde yatın!

Şakir Tarım

22.05.1999 / Millî Gazete