Göklerin Kapısı Açıldı (Osman İhsan Şenocak - Millî Gazete / 22 Mayıs 1999)

Hüküm Allah’tandı. Kim ne yapabilirdi ki? Kalem yazmıştı bir kere silinmez mürekkeple.

“Ölüm güzel şey budur perde ardından haber

Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber” demekten başka ne düşerdi ki bize.

Öncü olmak her meselede önde olmak demekti. Yürüyüşte önde olmak anadan, yardan, ayrılmada da öncü olmayı gerektiriyordu ve öyle oldu.

Asrın O’na verdiği ödev büyüktü. Damar damar bütün Anadolu’ya ulaşacak ve başları bağlanmaya mecbur olduğu “Başa” bağlayacaktı. Bunun için plakası 55 olan şehirde ellibeşinci konferansını veriyordu.

Buzdağlarının önünde derin nefes alışları vardı. Yürümek ve kardeşlerini yürütmek için meydan okuyurdu dağlara. Sınırsız mücadele azmi, imanından geliyordu. “Bayrağının al rengine sevdalı” gençlik için düşmüştü yollara. Ne rütbene mal vardı sonunda bu yolun.

“Millî Gençlik”e karşı yapılan iftiralara cevap verirken bile tebessüm ediyordu. Belki de bizim göremediğimiz şeyler vardı onu güldüren. Birkaç saat sonra huzuruna varacağı Peygamber’in (s.a.v.) O’na açılan kollarını mı görüyordu da gülüyordu.

Altı yıl önceydi. Şalpazarlı kardeşim Hasan Bektaş vasıtasıyla telefonda tanışmıştım Adnan Abiyle... İmam-Hatip’te okuyan fakiri konferans vermek için Vakfıkebir’e davet ediyordu. O gün mümkün olmadı görüşmemiz. Mayıs’ın onbeşinde biz onunla o ölüm meleğiyle görüştü. Adnan abi, ödevini, Azrail görevini yaptı. Göklerin kapısı açıldı ve gitti yiğit adam. Bundan ötesine bizim karışma hakkımız yok. Kefenini Musa’b versin, kanadını Cafer taksın, biz namazını kılalım fakat duasını melekler okusun. Yaz yağmurları onu, gözyaşları bizi ıslatsın.

Hayatın son kapısında Azrail’i tebessümle karşılamak ne güzel. Ölümü köprü yapıp üzerinden dosta yürümek ne güzel.

Havza’da Metin Yüksel’e haber gitti, öteden gelen var dendi. Mekke’den Medine’den güller döküldü Vakfıkebir’e... Komşu dağlardaki şehidler imrendi bu manzaraya... Çağın ızdırabını Millî Gençliğin ağabeyi rapor edecek şimdi Peygambere...

Gözyaşlarının ıslattığı yollar büyük oluşun önünü açacak. Daralan yürekler vuslata giden kapıyı aralayacak. Ötedeki buluşma buraya da yansıyacak, kucağına aldığı Adnan’larla, Metin’lerle dönecek dünyamıza peygamber. Bir kapının kapandığı yerde bin kapı açılacak, bir ölüm bin diriliş armağan edecek bize.

Millî Gençlik “Reis”in tabutunu taşırken şöyle diyordu:

“Bize ne uzak ölüm, bize ne yakın ölüm, ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm”

Mürekkebime kan karıştı. “Allah’tan geldik ve Allah’a gideceğiz” ayetinden başka ne yazabilirim ki...

Abi! Dün tabutunu taşıyan Yasir’ler yarın, sevdanı kavganı taşıyacak. Ne seni, ne Lütfi Doğan Hocam’ın dört tekbirini, ne de Muhterem Şevket Kazan’ın hıçkırıklarla okuduğu Ahzab 23’ü unutacağız.

Osman İhsan Şenocak / Yedibeyza Dergisi Yayın Yönetmeni

22 Mayıs 1999 / Millî Gazete