"Deniz Yıldızlarını Kurtaran Adam" (Haşim Akın - Eksen Dergisi / Mayıs 1999)

Bazı olaylar vardır ki bir insanın hayatını etkiler; Bazı olaylarsa bir toplumun akışını değiştirir 15. Mayıs denince böyle bir sızı saplanır ta yüreğimize...

Belki bir çoğunuz yakinen tanıma fırsatı bulamadınız Adnan Demirtürk'ü... Hayatını davaya adamış bir insan modeli idi O.... insanlığın çok değişik bataklıklarda boğulduğu bir dönemde "Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak" diyerek kollarını açan, gece ile gündüzün farkını güneş ışığından anlayabilen, yorgunluk, bıkkınlık, hele ümitsizlik gibi kelimeleri lügatından çok önceleri çıkarmış müstesna bir insan...

Daha vefatından bir kaç saat önce beraber olduğumuz toplantıda, inanç ve ihlas-la çalışmayı çakmak-çakmak olmuş gözleri, vakur edası ve kendine, davasına güvenmiş ses tonuyla anlatırken hedefini çok ötelere dikmişti.

Herkesin yaşadığı olumsuzlukların faturasını birilerine kestiği, sorumluluktan kurtulmak için olmadık bahaneler ürettiği bir ortamda, sorumluluğu kendisinde ve dava arkadaşlarında arayıp, daha çok çalışmayı isteyen bir lider profili çizmekte idi. Sık sık örnek verdiği İstanbul'un 1997 ve 1998 yılları yılbaşı vukuatlarını karşılaştırır. 1998'deki olanca düşüşte Ramazan ayının feyzine vurgu yapar, sonra da; "Eğer İstanbul teşkilatımız daha iyi çalışsa idi bu sıfırlanırdı. Hedef bu vukuatların sıfırlanmasıdır." diyerek mevcutla övünüp rehavete kapılmazdı.

Sık sık kullandığı "Adam gibi, adam olabilmek" tanımlamasına yine vurgu yapmış, azmin ve kararlılığın ses tonuyla yüzlerce insanı uyarmıştı.

Genç yaşına rağmen gösterdiği performansı, dini meselelere olan vukufiyeti, ülke ve dünya gündemin tahlil edişi, herkesi şaşırtacak bir düzeyde idi.

Son toplantısında çalışmalardaki ihlastan bahsederken ölümü hatırlatmış. "Bir gül bahçesine girer gibi, kara toprağa girmeye hazır mısınız?" diye sormuş ve devamında, o celalli haliyle "yoksa hâla kaza namazı borcunuz var da, bunun için hazır değil misiniz?.. Beklemiyor musunuz?" diye sorgulamıştı... Gariptir ama uzunca şehâdetten, ölümden bahsetmiş, hattâ bir ara; "Meseli buraya Boğaziçini (!)geçerek geldik, yine oradan döneceğiz, kim bilir hangimize gelir ölüm?" diye uyarmış. Hacı bayram Camisinin yanında bulunan genel merkez binasından her öğle ve ikindi kalkan cenazelerle nasıl ölümü hatırladıklarını anlatmıştı...
İlginçtir; kendisi de bahsettiği Boğaziçi mevkiinde "sevdiğine" kavuşmuştu... Geride bir sürü gözü yaşlı insan bırakarak...

Temel parolası "Evrensel canlar yangınından bir can kurtarmak" olan merhum başkanımızı "Ölüm korkusuyla biraz geç kalmak neticesinde bir insana tebliği ulaştıramamanın" derdini dert edinerek gitti. Son toplantısında verdiği şu misal bizim gözümüzde aynen kendini anlatıyordu:

Dalgalar deniz yıldızlarını kıyıya bırakmış. Yüzlerce deniz yıldızının kıyıda ölmesine razı olmayan O "bir adam" elinde bir çubukla onları kıyıya atıyormuş. Bunu gören diğer birisi "Ne yapıyorsun ki? Ne faydaları var?" deyince, Ona hiç cevap vermeyip, birini daha denize atar ve "işte şimdi bunun için faydalı oldu" diye cevap verir. Önemli olan onların faydalanması kurtulması idi... Hep bu bilinçle çalıştı ve sonunda yine kendi tanımıyla "Refik'i-â'la ya kavuştu. Üstadın dediği gibi" ne top arabası vardı, ne de çelenkler" ne de arkasından okunan devlet ricalinin taziye telgrafları... Sâdece dualar ve gözyaşları... Onunla inananların teessürüyle...

Dün Muammer Topçuya idi, (2) Bu gün kim bilir hangimize?.." dediğinde doğrusu hepimiz irkilmiş, hattâ kaza mahalline geldiğimizde, "bizim ekipten birisi olabilir!" diye düşünmüş ama, O'nun olacağına ihtimâl bile vermemiştik.

"Onların ne yaptıkları önemli değil, sizin ne yaptığınız önemlidir." diyerek bizleri nefis muhasebesine davet ettiğinde, şehadetten bahsettiğinde, yine yılmak bilmez edası vardı. Son zamanların bilinen şartlarına dikkat çekip "konjektör, şartlar..." diyerek geri çekilmek yok..." "Böyle zor zamanlarda yapılanların mükâfatını Allah daha ziyadesiyle verecektir." derken korkaklığın ve tembelliğin uğramadığı dünyâsını yansıtmıştı bizlere... "En büyük emniyet; Hizmettir." dediğinde yine aynı hava hâkimdi...

"Tevekkül ve azim çalışmalarınızın temelidir. Ama mutlaka Sabır ve sebat da gereklidir," diye yaptığı ikazında, Özellikle bayanlara yönelerek: "Sabır ve Namazla yardım isteyiniz" ayeti kerimesini okumuş, yılgınlığı yasaklamıştı... Sabır ve sebat O'nun için en önemli kavramlardandı. Şartlar nasıl olursa olsun...

İnsanın hayâtında nice isimler vardır ki; O bir yerlerinde hissettirir acısını... Uhut deyince Hz. Hamza (RA)'ı hatırlarsınız... Ya Kerbelâ... Benzetmesi size ağır gelir mi bilmem, ama ben ne zaman Samsun dense kalbimden bir şeylerin koptuğunu hissederek elbette ki ilâhi tecelli ama ne yapasınız ki, yüreğinizin tâ derinliklerin bir acı size; sevdiğiniz sevilmeye layık bulduğunuz "Sevdası Türkiye" olan "Bayrağının al rengine sevdâlı" "Şehidi şehit yapan manâya sevdalı" bir insanı hatırlatır...

O bütün bir gençliğin başkanı idi... Muhatap kitlesi olarak Medresede başında takkesi ile Kur'an okuyan bir genç ile, Tarkan'ın konserinde "Tarkan senin için ölürüm diye feryat eden gençleri ayırmamış, tamâmına el uzatmayı hedeflemişti...

Kimi insanlar kendilerini bir davaya adamıştır... Ama kendileri bu mücâdelenin içinde yalnızdırlar... Yine bir fark atmıştı merhum genel başkanın.. Zira Çevre illerin de fedakar hatibesi muhtereme eşi Ayşe Topçu Demirtürk'te aynı dâvaya, ortak omuz vermiş çileli insanlardandı...

Biz onun bir çok yönünü arayacak ve özleyeceğiz. Hele muhatabını dinlerken içinde bulunduğu o dikkat ve rikkat hâlini, kollarını genişçe açıp, muhabbetle kucaklayışını. Celalli ama muhabbet dolu hitabını, hep hatırlayacak, hep özleyeceğiz...

"İyilik ve hayırda yarışınız" ayetini düstur edinin O mümtaz insan "Şehadette de yarışı önde tamamladı. Bir örnek olsun diye... Daha iyi bir eğitim için... Koştu ve kazandı... "Haydi siz de buyurun!" dercesine... İnşallah başkanım.

O gün defalarca tekrarlayarak kullandığı şu iki ayet-i kerime duaları ile bitirelim. Hem de bir vasiyet niteliğinde olan emrine imtisal için...

"Eğer Onlar yüz çevirirlerse şöyle de: Bana Allah yeter! Ondan başka hiç bir ilah yoktur. Ben ancak O'na güvendim. O, büyük Arş'ın sahibidir.
Onlar şöyle dediler; "Ey Rabbimiz üzerimize sabır yağdır ve ayaklarımıza sebat ver. Bizi bu kâfir kavme karşı muzaffer eyle!"

1 - Boğaziçi-Samsun Fatsa arasında sıkça kazaların olduğu mevki

2- Muammer Topçu: Ramazan ayında öğrencilerin iftarları ile meşgulken trafik kazası ile Rabbına ulaşan Trabzon MGV eski başkanı ve Merhum Demirtürk'ün kayın biraderi.

Haşim Akın

Eksen Dergisi

Mayıs 1999