Şehadetin II. Yıldönümü Münasebetiyle (Nurullah Sönmez - Millî Gazete / 15 - 17 Mayıs 2001)

Vefatlarının II. Yıldönümünde Adnan Demirtürk, Talha Özcan Eyüboğlu ve Ahmet Zahit Turan'ı rahmetle
anıyoruz.

Hayatını Gençliğe ve İnancına Adamıştı

Adnan Demirtürk Kimdir?

1965 yılında Trabzon Vakfıkebir'de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Vakfıkebir'de yaptı. 1980 yılında
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne girdi. 1984 yılında mezun oldu.

Öğrencilik yıllarından itibaren pekçok ilim, fikir ve siyaset adamından ders aldı. Okumak ve öğrenmeye
büyük ilgisi vardı. Arapça ve İngilizce'yi çok iyi biliyordu. Din ilimlerine bir uzman derecesinde vakıftı. Vakfıkebir'de RP İlçe Başkanlığı, Trabzon'da gençliğe yönelik çalışmalar yaptı.

6 Eylül 1997'de Milli Gençlik Vakfı Genel Başkan'ı oldu. Vefatı olan 15 Mayıs 1999'a kadar bu kuruluşta
başarılı çalışmalar yaptı. Kuvveti değil, Hakk'ı üstün tutan bir medeniyetin kurulması için çalıştı. "İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır" prensibiyle çalışmalarını sürdürdü.

İslâm dini, imandan sonra insana ilk görev olarak "salih amel"i emreder. Adnan Demirtürk, bu emrin bir
gereği olarak inancını aynen hayatına uydurmaya çalışan bir insandı. O'nun için günümüzde canlı bir örnek teşkil edecek "İslâmî şahsiyet" diyebilirdiniz.

Hayatını inancına adamış... Öğrenmiş ve öğretmiş... Sosyal olaylar ve gençlik hareketlerinin içinde yoğrulmuş... Gençlerin ellerinden tutmuş ve onlara "ağabeylik" yapmış... Ömrünün her saniyesini faydalı ve verimli işlerle doldurmuş...

Trabzon'un Vakfıkebir ilçesinde dünyaya gelen Adnan Demirtürk, o bölgedeki ilim adamlarından faydalanmasını bilmiş... Bu güzel ülkenin değerleriyle yetişmiş... Hocaları, bütün güzellikleri yerleştirmişler O'nun kalbine... İnsanı sevmek, hoşgörü, fedakârlık ve disiplinin ne anlama geldiğini öğretmişler...

Ankara'da, Siyasal Bilgiler Fakültesi gibi popüler bir okuldan mezun olmuş... Hem de büyük bir başarı ile.

Okulunu bitirir bitirmez, maddi plânda cazip tekliflerle karşılaşmış... Genel müdürlük ve kaymakam olmak gibi... Fakat onun gözü insanımızı yetiştirmekte, uyandırmakta...

Vakfıkebirliler "Bizim Adnan beye ihtiyacımız var. O'ndan, önce biz faydalanmalıyız" demişler. RP'nin ilçe başkanlığını tevdi etmişler. Vefakârlık ve sadakatin zirve örneğini gösteren Adnan beyin cevabı şöyle:

"-Büyüklerimiz öyle istiyorlarsa, bize bu görevi yapmak düşer."

Hakikaten Vakfıkebir ve Trabzon'da hayranlık uyandıran hizmetler yapmış, üzerine aldığı görevin hakkını
vermeye çalışmış... Bulunduğu yere canlılık ve hareketlilik getirmiş... Yüzler gülmeye başlamış...

"Genel Başkan" oluyor

Gün gelmiş, Türkiye'nin en büyük gençlik organizasyonu olan Milli Gençlik Vakfı'na "genel başkan" olmuş.
Milli Gençlik Vakfı'na 17 yıl gibi uzun bir süre genel başkanlık yapmış bulunan Nevzat Laleli, sanki o güne kadar "ehil" ve "liyakatli" bir insanın gelmesini beklemiş...

Adnan Demirtürk, 6 Eylül 1997'de yapılan Milli Gençlik Vakfı genel kongresinde delegelerin tamamının oyuyla "genel başkan" seçilmiş. Herkesin güven ve sevgisini kazanmış.

Adnan Demirtürk, çalışma arkadaşlarıyla bütünleşen, onlara güvenen ve ekip çalışmasının önemini kavrayan bir insandı. O yüzden "yeni bir çalışma dönemi"ne girildiğini belirtiyor ve bu dönemin en önemli özelliğinin de "kader birliği" ve "gönül seferberliği" olduğunu söylüyordu. Çalışma arkadaşlarının bir "muhabbet fedaisi" olmasını istiyordu.

Düşünce ve inancı ne olursa olsun, hiçbir insanı rakip olarak kabul etmiyor, "Bizim rakibimiz gençliğimizi tehdit eden kötülüklerdir" diyordu. Bu sözüyle de, gençliğin içine düşürüldüğü sapıklık, uyuşturucu, alkol, fuhuş, zina gibi kötülüklerle mücadelenin önemini vurgulamak istiyordu.

Adnan bey, Türkiye gibi çok büyük misyon yüklenmiş bir ülkenin meselelerine sahip çıkacak "dinamik bir
gençlik"in yetişmesini istiyordu. Azim ve gayretinin sebebi de buydu.

Bu çalışmalarda "vakıf senedi"nin referans alınmasını, hukukî ve yasal sınırlar içinde bir hizmetin yürütülmesini arzu ediyordu. Ekip çalışmasının önemini anlatıyor, tek kişilik ordu döneminin sona erdiğini belirtiyordu. "Çalışmaları bırakamayız. En büyük emniyet çalışmaktır. Slogan insanı değil, üslup insanı olmalıyız. Vizyon ve ufuk sahibi olmalıyız" diyordu. Başarının temelinde "devamlılık" prensibi vardı. Gelip geçici, bir mevsimlik, bir dönemlik çalışmalar yerine bir ömür devam eden istikrarlı bir çalışmayı öğütlüyordu.
 

"Vazife Adamı" olmak

Çalışma arkadaşlarını "vazife adamı" olmaya davet ediyor ve bir konuşmasında, bu konudaki düşüncesini
şöyle açıklıyordu:

"Kıymetli taşlar, az olduğu için kıymetlidir. Kara taşlar çok olduğu için kıymetsizdir. Dâvâ adamları
azdır ve dâvâ adamlığı en büyük vasıftır."

"Vazife adamı" denildiği zaman, "görev verildiğinde gözümüzün arkada kalmayacağı insan" anlaşılır. insanlar yalnız "inandık" demekle kurtulacak ve hesaba çekilmeyeceklerini mi sanıyorlar? Elli-altmış yıllık ömrümüzde çetin imtihanlardan geçeceğiz. Ömrü yaşanmaya değer kılan şey dâvâ adamı olmaktır.

Biz, insanları Allah'a kul yapmaya çalışacağız. Allah'a kavuşmayı her şeyden fazla isteyeceğiz.

Çalışma ve ibadet hazzını duymaya başlamalıyız. Yunus'u, Yunus yapan "Bizim kapımızdan odunun bile eğrisi giremez" sadakatidir. Unutmayın ki, sel gider, kum kalır.

Gönüllerinizi açın ve yürüyün! Toplumsal değişimin birtek yolu var: Kendimizi değiştirmek.

Birbirimizi seversek, Allah da bizi sever ve önümüzü açar."

Adnan beyin bitmek tükenmek bilmeyen bir azim ve heyecanı vardı.

"Sevdamız Türkiye" anlayışıyla çalışıyor, bu sözün önemini ise, "Bütün dünyanın Türkiye'nin gözünün
içine baktığı" şeklinde açıklıyordu.

Bu toprakların şehit kanları ve büyük sıkıntılar sonucu "vatan" haline geldiğini çok iyi biliyor ve "Biz bu ülkeyi sokakta bulmadık." "Başka Türkiye yok" diyordu.
 

Dava Adamı Azdır ve Dava Adamlığı En Büyük Vasıftır

Vazife adamıydı

Başarı için "irade sahibi olma" ve verilen görevlerin bir "emanet" ve "iradenin ruhları eriten bir meziyet olduğunu" söylüyordu. "Başla ve bırakma" anlayışıyla hedefe kilitlenmek gerektiğini anlatıyordu.

Sarsılmaz bir iman ve azimle yapılan çalışmalar meyvelerini veriyor, Milli Gençlik Vakfı çalışmalarına
canlılık geliyor, insanımızın yüzünü güldürecek çalışmaların alt yapısı hazırlanıyordu.

Adnan bey daha çok teşkilat çalışmalarına önem veriyor, her ilde "Milli Gençlik"in sesinin daha gür ç
ıkmasını arzu ediyordu. Bu münasebetle, fırsat buldukça şubeleri ziyaret ediyor, kadrolarına ümit ve
heyecan aşılıyordu.

"Genel Merkez Binası" kazandırdı

Milli Gençlik Vakfı 23 yıllık hizmet hayatında bir "genel merkez" binasına sahip olamamış, kiralık
dairelerde hizmetleri sürdürmüştü.

Adnan beyin en büyük hedeflerinden biri de, vakfa bir "Genel Merkez Hizmet Binası" kazandırmaktı. Daha ilk günden itibaren bu problemi çözmeye karar vermişti.

Bir çalışma planı yaptı ve işe koyuldu. Toplantılar, ziyaretler, kendini parçalarcasına yapılan çalışmalar sonuç veriyor ve Milli Gençlik Vakfı da bir "genel merkez" hizmet binasına kavuşuyordu. Hem de Hacı Bayram Veli Hazretlerine yakın bir mekâna... Ulus'taki Hükümet Caddesi'nde...

23 Nisan 1999 günü bu büyük olayın açılışı yapılıyordu. Coşkulu bir törenle... Mehter asaletiyle
söylenen gür sesli ve günün anlamına uygun bir müzik eşliğinde...

"Türkiyem sevdam benim

Türkiyem aşkım benim

Türkiyem canım benim

Sevdamızsın Türkiye"

Vefatından 22 gün önce gerçekleşen bu açılışın bitiminde, Adnan Demirtürk illerden gelen kadrolarını
topluyor, yaptıklarını yeterli görmeyen ve başarıya doymayan karakterini şu sözlerle ortaya koyuyordu.

"-Benim için bu bina bugünden eskimiştir. Bu güzel ülke daha iyi ve mükemmel hizmetlere lâyıktır!"
 

Son Toplantı

ADNAN DEMİRTÜRK, 20 aya yaklaşan genel başkanlığı döneminde 55 ili dolaşmış, problemleri yakından takip etmiş ve bu problemlere çözümler getirmek için seferber olmuştu. Ve 55. şubenin ziyareti... Bu il, 55 plâka numaralı ilimiz olan Samsun...

Adnan Demirtürk, son çalışmalarını yapmak ve ilk adım'ın "80. yıldönümü" münasebetiyle bir dizi programa katılmak üzere Samsun'a gidiyordu. Fakat, bu gidiş, çok farklı bir gidişti.

Ankara'dan ayrılırken bütün personelle tek tek vedalaşıyor, bir daha geri dönmeyecek bir insan tavrı gösteriyordu. Vakfın sekreteryasını yürüten Yılmaz Bölükbaşı'yı şu sözlerle "vekil" bırakıyordu:

"-Yılmaz bey! Genel Merkez size, siz de Allah'a emanetsiniz!.."

Hatta, gece geç vakit döneceğini dikkate alarak, her zaman evinin anahtarını yanına alırken, o gün ilk defa yanına almamıştı. 15 Mayıs 1999 günü, üç kader arkadaşını da yanına alarak Samsun'a gelmiş, "İlim Yayma Konferans Salonu"nda "Bölge Sorumluları ve Şube Başkanları Toplantısı"na başkanlık etmişti.

Adnan bey, o gün farklı bir âlemden seslenen bir insan görümündeydi. Ölüm, kulluk, Alemlerin sahibi, ihlas, gül, cennet, mahşer gibi argümanları bol bol kullanıyor, lahuti âlemden seslenen bir insan üslûbuyla şu dörtlüğü okuyordu.

"Gülden terazi kurmuşlar

İçine güller koymuşlar

Gül alırlar, gül satarlar

Alanlar gül, satanlar gül."

Öleceği Yeri Tarif Etmişti

Hatta bir ara şu cümleler dökülmüştü dudaklarından... "Gelirken Havza civarı Çakallı Mevkiindeki o kayalıkları gördünüz mü?Kim bilir, o mekânlarda kadrolarımızdan kimler şehit olacak. Hak tecelli edince, alın açıklığıyla "Ey Allah'ım, Sana geldim." diyebiliyorsak, o zaman hayatımız bir anlam kazanmış olacaktır."

Adnan Demirtürk, bu sözleriyle öleceği yerleri tarif etmişti. Toplantı bu atmosfer içinde sona ermiş ve Adnan bey ilk defa bulunduğu yerdeki sandalyeye ilişivermişti. Halbuki, her toplantı sonrası, kapının ç ıkış noktasında durur, toplantıya katılanlarla tek tek musafaha eder, güler yüzle gönüllerini alır, başarı dilekleriyle bulundukları şehirlere uğurlardı.

Samsun'da ilk defa böyle yapmadı. Sanki, "Bugün uğurlanacak olan benim"der gibiydi... Vakıf çalı şmalarında "Benden bu kadar" dercesine...

Bu farklılığı, toplantıya katılan kayınbiraderi Veysel Topçu da anlamış olmalı ki, yanına kadar
yaklaşarak şöyle demişti:

"-Bir rahatsızlığınız mı var? Bir durum varsa yardımcı olalım."

Adnan bey, tebessüm ediyor ve şöyle diyordu:

"Allah'ın dediği olur! Allah'ın dediği olur!.."

Bu atmosferde Ankara'ya doğru hareket eden Adnan Demirtürk ve üç arkadaşı, Musa Sertkaya'nın kullandığı araba ile Havza yakınlarına geliyorlar ve saat 23.30'da İstanbul-Bayburt seferini yapan bir yolcu
otobüsüyle çarpışıyorlar.

Şoförleri Musa Sertkaya'nın ağır yaralandığı kazada Adnan Demirtürk, Talha Özcan Eyüboğlu ve Ahmet Zahit Turan Hakk'a yürüyorlar. Üçü de hayatlarının baharında gençler... Üçünün de ortak özelliği Vakfıkebirli
ve baba tarafından "yetim" olmaları... Her birine Allah'tan rahmet diliyoruz.

Onları tanıyanlar "Şehit" olduklarına şahitlik ediyor

Olayların gelişimi ve Adnan beyin öleceği yerleri tarif etmesi sebebiyle, Milli Gençlik camiası bu üç
fedakâr ve cefakâr insanın "şehit" olduklarına inanmaktadır. Hatta bunu işaret eden pekçok olay ve
görülmüş rüyalar bulunmaktadır.

Çalışma arkadaşlarından Zakir Taşdemir şunları anlatmıştı:

Genel Merkez'den bir ekiple İstanbul'a gittik. Genel Merkez binası için camiamızdan bazı kardeşlerimizin
yardımlarına müracaat ettik. Bazıları üzerlerine düşeni yaptığı halde, bazılarından da ümit kırıcı
tepkiler aldık:

"-Siz "genel merkez"i ne yapacaksınız? Kiralık bir dairede hizmetlerinizi yapın!.."

gibi hoş olmayan sözler söyleyenler oldu. Bu tavırlardan etkilenen Adnan bey, Ankara'ya dönerken şunları
söylemişti:

"-Zakirciğim! Biz mi değiştik, yoksa müslümanlar mı? Bu vefasızlığın sebebini anlamıyorum. Üzerime düşen görevi yaptıktan sonra Hakk'a kavuşmayı arzu ediyorum."

Bu sözleri duyan araba içindeki ekibimizle hep birlikte ağlaşmıştık.

Bütün bunlar Adnan Demirtürk'ün çok farklı, maneviyatı çok güçlü ve derinlikli bir insan olduğunu ordaya
koymaktadır.

Adnan Demirtürk ve beraberindeki iki arkadaşına Allah'tan rahmet diliyoruz.
 

Güle koşan adam (Ümit Yağmur)

Karadeniz,

Hırçın ve öfkelidir bazen,

Bazen de durgun ve düşünceli.

Karadeniz'in öz çocuğuydun sen de

Bu sevdanın zerre hakkı için,

Hırçın ve öfkeli,

Kendin ve bu sefil dünya için

Vurdumduymaz ve mütevekkildin.

Ahiret ve imtihan denilince

Durgun ve düşünceli,

Uzun yollar sana kısa,

Çok işler az gelirdi,

Koşmak yürümek gibi,

Bu uğurda çileler,

En tatlı haz gelirdi.

Yürüdün sıkı ve düzgün adımlarla.

Onbinler güvenle düştüler ardına.

Alnı açık ve dik durmanın,

Bir güzel örneği oldun.

Sonra ansızın bir kutlu gidişle

Hoşça kalın, dedin.

Hoşça kalın gönüldaşlar, yol arkadaşları

Dünya meşgalesini, ikbal ve tûl-i emelleri

Koyup yüz üstü,

Şehit gidişiyle

Hoşça kalın dedin.

"Artık zamanların" değil,

"Aktif zamanların" adamıydın.

"İşin korktuğu" adam yani,

"Açısı tam" olmak için,

"Allah'a kilitlenmiştin"

Ve

Saatlerini

"Zafere ayarlamıştın."

"Elinde zehir tenekeleri ile dolaşanları"

"Kapı dışarı etmek için"

"Onurlu hayat ve onurlu insan" için

"Sürüye kurt getirenleri dağıttın."

Ve

"Sevginin galibiyeti" için

"Büyük hedeflere demir attın."

Şahidiz, şahit on binler...

Hayallerin, umutların,

İçin rahat olsun;

Emin ellerde...

Biz onlardan biriyiz

Biz bu kardeşlerimizden razıyız. Rabbimiz de razı olsun. Bunları yetiştiren ebeveynlerinden,
öğretmenlerinden, hocalarından da ebediyyen razı olsun.

Cenâb-ı Hak bu kardeşlerimize ebediyyen lütffuyla muamele etsin. Kendilerini Rasulü Ekrem Efendimize
komşu etsin.

Lütfi Doğan, eski Diyanet İşleri Başkanı

(Adnan Beyin Cenaze namazını kıldırdı)

Kendisini gençliğe adamıştı

Gerçekten müstesna bir insandı. Hep şehadeti konuşur, hep şehadeti özlerdi. O öyle konuşurken benim de hep şu ayet kulağımın zarını inletirdi: "İnananların içinde öyleleri vardır ki, kimisi nöbetini savdı, imtihanı kazandı, gitti. Kimisi de sırasını bekler." Biz kendimiz nöbetimizi savacağımızı beklerken, nöbetini bekleyenler bizim önümüze geçti. Çok değerli Adnan kardeşim ve arkadaşları... Kendilerini gerçekten ülkemizin insanına, gençliğe adamışlardı.

Şevket Kazan (Adalet eski Bakanı)

Edeb timsali idi

6 Eylül 1997'den itibaren 20 ay genel başkanlığımızı yürüten Adnan Demirtürk'ü hayır ve rahmetle anıyorum. Bu 20 ayda vakfımız başarı noktasında yükselişe geçmiştir.

Kendisi büyük bir edep timsali idi. Biz 20. yüzyılda "Edep bir tâç imiş" diye söylerdik ama, yaşayanını da gördük Elhamdülillah!..

Yılmaz Bölükbaşı

(MGV eski Genel Başkanı)

Saatleri Allah'a ayarlı olarak yaşadı

Adnan Demirtürk, saatlerini Allah'a ayarlı olarak yaşadı bir ömür boyu. Sevgilisine kavuşacağı anı güzelleştirmenin, estetik ayrıntıları tezyin etmenin uğraşını verdi.

"Dünya yansa içinde bir kalbur samanımız olmayacak" prensibiyle yaşadı. Dünya ahiret saadetini temin için, dünya zemininde imtihanı yüzakıyla vermenin uğraşındaydı.

Abdülhamit Gül

(MGV eski Üniversite Kom. Bşk.)

Bir dâvâ adamıydı

O, gerçek mânâda bir dâvâ adamıydı, yanardağ desek yeridir. Vakfın toplumsal statüsüne gerekli itinayı
gösterir; onurlu ve vakarlı hüviyetiyle temsil edilmesi gerektiğine inanırdı.

Beşerî münasebetlerinde hep örnek olmuş, tanıştığı, görüştüğü insanların takdirlerine mazhar olmuştur. Hele o iki kollarını açarak görüştüğü kişiye sarılmasını, muhabbetle kucaklamasını hep özleyeceğiz.

Muzaffer Baydar

(MGV eski Yük. İst. Krl. Bşk.)

Çok değerli çalışmalar yaptı

Ağır bir yükün altındaydı. Millet menfaatleri için çalışanların yolunun kesildiği, çıkarı için çalışmaların ödüllendirildiği bir dönemdi. MGV'nin başına geçti.

Çok değerli çalışmalar yaptı. Benim halefimdi. Gözüm arkada kalmadı. Gençlerimizin onun azimli çalı
şmalarını örnek almasını diliyorum. Örnek bir insandı.

Nevzat Laleli

(MGV Şeref Başkanı)

Adnan Demirtürk’ten özdeyişler

* Ne kadar başarılı olsak, başımız öne eğiliyor. Çünkü işin sahibi Allah'tır.

* Hizmet ve çalışmayı terk eden, dedi-kodu ile meşgul olur.

* Bize verilen her görevin bir "emanet" olduğunu bilmeliyiz.

* Sevginin her zaman galip geleceğinin idrakinde olmalıyız.

* Lügatimizde kin, nefret, haset, düşmanlık ve husumete yer yoktur.

* Yıkmak için değil, yapmak için varız.

* Ucuz kahramanlık gösterilerine, işportaya düşmüş slogancılığa, serkeşliğe, havailiğe iltifat etmeyiniz.

* Yaptıklarımızı şan, şöhret, ikbal için değil, bir gün kendisine döneceğimiz alemlerin Rabbı'nın rızasını kazanmak için yapmalıyız.

* Kim Allah'a güvenirse, Allah O'na yeter.

* Şükür, Allah'ın verdiği nimetleri, gene O'nun yolunda kullanmaktır.

* Hiçbir kemalât nefisten çıkmaz. Sadakat ve itaati nispetinde insana verilir.

* İyilikleri istiyorsak, önce kendimiz iyi olacak, kendimiz değişeceğiz.

* Zorluğu gösterip korkutmamalı, kolaylığı gösterip rehber olmalıyız.

* Her nimetin şükrü kendi cinsindendir. Hidayet nimetinin şükrü ise hizmettir.

* Biz bildiklerimizi yapalım. Allah bizim önümüzü açacaktır.

* Dâvâmızın hayranı değil, bağlısı olmalıyız.

* Geriye dönüş yok... Her zaman terakki var... Yılmaz, yorulmaz, yıkılmaz bir gayretle çalışalım.

* Az topluluğun kıymetini bilelim. "Nice az topluluklar, çok topluluklara üstün gelmiştir.

* Saadetinizi zafere ayarlayın.

* İş sizden korksun, siz işten değil.

* Allah'a kilitlenen insana virüs bulaşmaz.

* Allah rızası için çalışmak herkese nasip olmaz.

* İdeal görevlinin sözleri: Derhal, hemen, başüstüne, emredersiniz.

Önden gidenler için (Erdem Beyazıt)

Onlar gittiler,

Yalnız bir yemin kaldı aramızda

Ben şimdi bu yanda

Kasılmış bir çıplak kurşun gibiyim

Namluda.

Onlar gittiler

Topraktan bir işaret taşıyarak

Alınlarında

Ben şimdi bu yanda

Gerilmiş bir an gibiyim

Doğumla ölüm arasına.

Onlar gittiler.

Gelen zamandan bir haber gibiydiler.

Ben şimdi bu yanda

İçilmiş bir and için bekleyenim

Kurulmuş bir saat gibi

Onlar gittiler

Giderken bir muştu gibiydiler.

Göklerin kapısı açıldı

Hayatın son kapısında Azrail'i tebessümle karşılamak ne güzel. Ölümü köprü yapıp üzerinden dosta yürümek ne güzel.

Havza'da Metin Yüksel'e haber gitti, öteden gelen var dendi. Mekke'den Medine'ye güller döküldü, Vakfıkebir'e... Komşu dağlardaki şehitler imrendi bu manzaraya... Çağın ıstırabını Millî Gençliğin ağağbeyini rapor edecek şimdi Peygambere...

Göz yaşlarının ıslattığı yollar büyük oluşun önünü açacak. Daralan yürekler vuslata giden kapıyı aralayacak. Ötedeki buluşma buraya da yansıyacak, kucağına aldığı Adnanlarla, Metinlerle dönecek dünyamıza Peygamber.

Osman İhsan Şenocak

(Yedi Beyza Dergisi Yayın Yön.)

Edep timsali idi

Her yaştaki insana aynı derecede saygı duyardı. Evini ziyaret ettiğimizde karşımızda ellerini dizlerinin üzerine koyarak otururdu. Ben bundan rahatsız olurdum.

Bu konuda kardeşim Ayşe Demirtürk'e serzenişte bulununca ondan şu cevabı almıştım: "O benim yanımda da aynı şekilde oturur."

Veysel Topçu

(Adnan Demirtürk'ün kayınbiraderi)

Devamlı çalışırlardı

Merhum devamlı çalışırlardı. Ya okur, ya düşünür, ya da yazarlardı.

Teşkilâtta ve evde çalışırlar ve çok da yorulurlardı.

Bir kere kendilerine şöyle demiştim: "Çok çalışıyorsunuz bir hafta da tatil yapsanız, insanlar genelde öyle yapıyorlar." Cevap olarak şunu demişlerdi: "Yapacağımız daha çok çalışmalarımız var, bizim gündemimizde tatil yok." Bazen programlarımız vesilesiyle çalışma merkezlerine giderdim. Ve oralarda güzelliklerle karşılaşırdık. Çalışma düzeni görevlendirmeleri ve ekip olarak çalışmaları ekip ruhu, sevk ve idaresi örnek alınacak durumlarla doluydu.

Ayşe Demirtürk

(Adnan Demirtürk'ün eşi)

Adnan Demirtürk ve beraberindeki iki arkadaşına Allah'tan rahmet diliyoruz.

Nurullah Sönmez

15 - 17 Mayıs 2001 - Millî Gazete