Muhammet Ahmet Tokdemir

DNAN AĞABEY...

Hiçbir şey yoktu bir zamanlar sadece O vardı. Her şeyin halıkı Rabbimiz; ki O fazlalıklardan ve noksanlardan münezzehtir; kainatı, insanı yarattı. Biz insanların yaradılış sebebini de (ve bu cinler içinde geçerlidir) Kur'an-ı Kerimde O'na ibadet etmek olarak buyurdu. Muhakkak ki insan arızi bir varlıktı. Yanlışlar yapacak ve yaradanından af dileyecekti. Masum değildi insan, hataları ile vardı. Allah'ın "Habibim" kelimesi ile hitap buyurduğu ve "sen olmasaydın dünyayı yaratmazdım "ifadesi ile de taltif ettiği efendimiz Rasülü Ekrem bile yüce Rabbimizce uyarılmamış mı idi? İnsan olmak yanlışları ile var olmaktı, şimdi de öyle.

Zamanımız öyle bir hal aldı ki, insanlar artık bolca yanlışlar yapmakta pek azı bu yanlışları için tövbe edip Allah'tan af dilemekte, çoğunluğu ise gidişinin nereye olduğunu bilmeksizin insanlıktan uzaklaşmakta, "hayvanlardan aşağı" noktasını yaşamakta ve ne tarafa olduğunu bilmediği bu gidiş yüzündende mutluluğunu kaybetmekte.

Bu karanlık tabloyu bir ışık demeti gibi delip geçen ve çevresini de aydınlatan istisnalar var elbette. Bir ümittir onlar. Bir ümitti O. Karanlığı delen, etrafına ışık saçan, yaradılış gayesini anlamış, hayatını davaya ve gençliğe adamış bir ümitti O. Kollarını açtığı zaman ve gülümsediği zaman... sanki bütün dünyayı kucaklarcasına ve dünyanın bütün güzellikleri önündeymiş gibi tebessüm edercesine... umuda boğardı bizi.

Adnan Ağabey'i yazmak, O'na dair cümleler sıralamak;derler ki insan aşık olunca kelimelerin kifayeti biter anlatamaz duygularını; benim için en güzel sevgiliye duyulan sevgiyi anlatmak O'nu anlatmaktan kolay olurdu her halde. Oysa O ne güzel anlatırdı. Bir zaman sonra adını bir elin parmakları kadar insanın hatırlayacağını, ve kendi etrafındaki zevata hatırlatacağını düşününce; belki o seçkin insanlardan olmak, belki de onun adının unutulmasını kabullenemeyeceğimden haddim olmaksızın birkaç cümle yazıyorum şimdi.

Çabam boşuna mıdır acaba? Biliyorum ki Adnan Ağabey asla adının hatırlanması gibi bir kaygı taşımadı. O'nun fani dünyaya dair kaygıları yada takıntıları yoktu. Ve yine biliyorum ki O benim hayatımda tanımış olduğum insanlar arasında en son unutulabilecek insan. Hal böyle olsa da benim onu anlatabilmem kelimeleri yan yana koymaktan öteye gidemeyecek. O'nu tanıyanlar bilirler ki Adnan Ağabey kelimelere sığmayacak bir insandı. Nur'un tarifi nasıl yapılabilir? Yada ışığın? Belki bazı sıfatları ifade edilebilir ancak. Adnan Ağabey de belki bazı özellikleri ile kısır bir şekilde anlatılabilecektir kelimelerle anlatılmak istendiği zaman. Ama her şeye rağmen O'nu anlatmanın en iyi yolu lisanı hal ile olabilecektir.

Ve biliyorum ben yapamasam bile birleri bunu yapacaklar, O'nu hareketlerinde ve düşünce sistemlerinde yaşayacaklar/yaşatacaklardır.

Mananın önemini kaybettiği maddenin önem kazandığı zamanımızda hasta insanları kurtuluşa götürecek yola çağıran ve bu yolda çalışmanın bir insanın yapabileceği en iyi iş olduğunu vurgulayan; metodu ile örnek olabilmiş, İslam ahlakı ile ahlaklanmış, düşünen ve yaşayan bir insan. Yanlışları ile var olmuş insanlar içerisinde her hareketinde Allah'ın rızasını gözeten ve yaşamını Allah'ın rızasına adamış olan.Güzel insan Adnan Demirtürk, güler yüzlü.

Ben Adnan Ağabey'i 1992 yılında tanımıştım. O yıllarda Vakfıkebir'de Yavuz Selim Vakfındaki çalışmalar biz öğrencilere çok şeyler kazandırıyordu. Davayı, okumayı, okuduklarımızı anlamlandırmayı, gündemi takip etmeyi ve cemaat şuurunu henüz öğreniyorduk. Körpe beyinler zamanın anlamsız aldatmacaları yerine sorumluluğu, sevgi ve kardeşliği, hayatın gerçek anlamını öğreniyordu. Elbette bu çalışmaların alt yapısının hazırlayıcısı, programlayıcısı kısacası beyni Adnan Ağabey idi.

Mükemmel belagatı, sevecen ama asla ipleri karşısındakine verecek tarzda olmayan davranışları, gülümsemesi, diriliğine hayran kalınacak bakışları, büyük idealleri ve en önemlisi davranışları ile örnek oluşu; şahsında iyi bir İslam insanını yaşatıyor olması; mükemmel bir idareciyi, mükemmel bir lideri, mükemmel bir komutanı buluşturması kendinde ama bütün bu özelliklerine rağmen sade bir yaşantıyı yaşaması, mütevazı duruşu ve alçak gönüllülüğü vardı O'nun.

Sevdalı bir insandı. Davaya sevdalı, gençliğe sevdalı, okumaya sevdalı"Türkiye'ye sevdalı" bir insan. Sevdası uğruna, sevdaları uğruna önüne dağlar çıksaydı hiç yılmadan bu zorluk karşısında mücadelesine devam ederdi. O mücadeleye sevdalı idi. "hayat iman ve cihaddan ibarettir" anlayışı ile hareket eder, "yüz yıl sonrası için insan yetiştirmeye" çalışırlardı. O mücadeleye sevdalı idi. Ve gül yüzlü gençlere.

Her şeyin düzgün yerli yerinde olmasına dikkat ederler, kendileri bunu en başta uygulayarak örnek olurlardı. Düzgün olmayan bir sandalye yada duvara asılı bir nesnenin eğri görünmesi halinde düzelttirirler,her şeyde iyiyi yakalamamız gerektiğini hatırlatırlardı. Çünkü Müslüman mükemmel olmalı idi. Pencereden sokaktaki yürüyüşümüzü izledikleri olurdu. Nasılda kızarırdım; "camdan yürüyüşünüzü seyrediyorum" dediği zaman. Her şey olması gerektiği gibi olmalı idi, ve hep en iyiyi kovalamalı idik. Kızıl elmayı yakalayabilir miydik? Hayatımda tanıdığım teoriyi pratiğe en çok yaklaştıran Adnan Ağabey idi. O yaşayan ama har şeyiyle yaşayan biri idi ve bizim de yaşamamızı istiyordu. Örneğimiz O idi; O da en güzel olanı örnek alıyordu.

İslam hakkında meslek dersi hocalarımızı çoktan geçmiş bilgi birikimi, genel kültürü, siyasal durumu kavramış olması ve teşkilatçılığı... Dava bilinci ve lidere bağlılığı...

Komple bir insandı Adnan Demirtürk.Unutulmayacak örnek bir insan.Gülümseyen yüzü ve iki yana açılmış elleri ile. Bize hayatı, düşünmeyi, anlamlandırmayı öğreten.

Güzeli "en güzel" alıverdi. Şimdi ne gül kaldı ne gül bahçesi. Bir zamanlar gülümseyen yüzleri ile, gecenin yarısında ciddi adımlarla sokakları kontrol eden "buranın evliyası da eşkıyası da bizden sorulur" anlayışında olan gül yüzlü gençler yok artık. Fotokopi dağıtan, sınıf toplantıları yapan,örnek gençler yok artık. Ne "kemikleri kırılacaklar" var şimdi ne de "kemikleri kıracaklar" bir zamanlar model bir çalışmanın yapıldığı şirin ilçede.

Şimdi o zamanların özlemi içinde ilçeyi yukarıdan gören bir yerde, küçük bir servi ağacının dibinde, içinde koca bir adamı barındıran mezarın başında kemikleri eriyen gençler var. "mütevazı başladı mütevazı bitirdi" dedikleri büyük insan toprağın altında olsa da onu kendi hareketlerinde ve düşünce sistemlerinde yaşatmak gerektiğine olan inançları ile göz yaşlarını içlerine akıtan gençler. Üzüntüleri sadece özlemlerinden kaynaklanan bir üzüntü. Göz yaşları da özledikleri için. Yoksa hepsi "hayrın da şerrin de Allah'tan" olduğunu biliyorlar ve hepsi "ölümle nişanlı olduklarının" farkında.

Şehadete sevdalı insan şehit oldu. Ardında dalgalanan bir bayrak bırakarak. Şimdi bir servi ağacının dibinde şehitlerin komşusu.

Bir ümitti O bizim için. Gördüğümüz bozukluklar karşısında aklımıza gelen. Gülümseyen yüzü, iki yana açılmış elleri ile umuda boğardı bizi. Bir ümitti O bu millet için, bir çoğunun adını bile duymadığı.

Bir yıldız daha kaydı işte, bütün parlaklığı ile. Yine içim sızladı onu görünce. Kim bilir hangi dünyaları aydınlatıyordu. Kimlerin umudu idi kim bilir? Ve bir yıldız servi ağacının dibinde, herkesin göremeyeceği parlaklığı ile. Bir yıldız gönüllerde.

Adnan Demirtürk ...

Güzel insan, gül yüzlü

Adnan Demirtürk ... sadece mükemmele yolculuk. Ve Rabbimiz güzeli yanına aldı sadece. Kim öldü diyebilir ki? "Allah yolunda ölenlere ölüler demeyin" O gönüllerde

Adnan Ağabey, en karanlık anlarda umuda boğardı bizi...

Koca bir yıldız işte, hiç sönmeyecek olan. Ardındaki nesille... Gül yüzlü.

Muhammet Ahmet Tokdemir

29.03.2001